« Önceki ::

iki gözüm



 

Biliyor musun, iki gözüm; bugün ayın kaçı?   Hangi mevsimdeyiz? Bahar mı, kış mı, sonbahar mı, yaz mı; inan farkında değilim. Sıla ne yana düşer, gurbet ne yanda? Nerdeyim, nasılım? Bilmiyorum.

Derdim, kederim ne ? Biliyor musun yanıtını?... Neşemi, sevimcimi, yaşama gücümü yitirdim. O coşkulu, mutlu, umutlu günlerimi ne de çok özlüyorum. Öylesine bir özlem ki bu; ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Sevdiklerim, özlediklerim ve bana dost olanların her biri başka bir yerde; hiç birine kavuşamıyorum.

Dalları fırtınada kopmuş bir ağaç gibiyiz iki gözüm. Her dalımız bir sınır boyunda, her yaprağımız bir ülkeye savrulmuş. Bir yanımız vizeli, bir yanımız kaçak. Çocukluğumu, ilk gençliğimi, geçmişimi, memleketimi velhasıl eskiye ait herşeyimi nasıl özlüyorum biliyor musun? Özümü özlüyorum, özümü.....Kendim olabilmeyi, sözümde durmak için verdiğim çabayı, kendime dürüst olmak için kendimle olan mücadelemi, özümle barışık yaşamayı özlüyorum. En iyi sen bilirsin, bir huyumu terk etmek için sarf ettiğim gayreti. Doğaya, insanlara, hayvanlara, çocuklara olan sevgimi, tutkumu ve yüreğimdeki ateşi, damağımdaki tadı da en iyi sen bilirsin.

Zaman geçiyor, hayat geçiyor, ömrümde akşam çanları çalmaya başladı bile. İnsanın mutlulukları, heyecanları, hayatı, yaşadıkları geride kalıyor iki gözüm. Bizim gibileri yıllar geçtikçe daha bir duygusallaşıyor. Toplumların gittikçe bencilleştiği, duyarsızlaştığı dünyamızda olup bitenler beni hüzünlendiriyor. Acaba bu durumun bilincinde ve farkında olan çevremizde kaç insan var ? Binbir düşünce üşüşüyor beynime. Anılarla, özlemlerle boğuşmak beni yıpratıyor. İç acısıyla dolu, yaralı, bin yerinden vurgun yemiş bir gönülle acılara karşı umarsız olmaya çalışıyorum ama olmuyor. Belki bir gün son bulacak ufuklarda solar hüznümüz. Hala bir şeyler bekleyerek bulutsu bir sise gömülüyor her şey.

Şimdi ise, gülmek-ağlamak arası monoton bir hayatın girdabında kaldım. Üzerime ölü toprağı serpilmiş gibi. Silkinip çıkamıyorum. Gün ışığına, suya hasret bitkiler gibi tatsız ve tuzsuzum. İşte şimdi böyle bir insan oldum iki gözüm. Gayesiz ve huysuz . Evden sokağa her çıkışımda, penceremden dışarı her bakışımda, karabasan gibi çöken sis ve karanlık dokunuyor bana. Oysa ışık umut, umutsa hayat demektir. Ben mi o ışığı yitirdim, yoksa o ışık mı beni; bilmiyorum.

Nedense hep geçmişe bir özlem duygusu büyüyor içimde... İşte böyle iki gözüm. Hangi gündeyiz? Bugün ayın kaçı? Hangi mevsimdeyiz ? Bilmiyorum. Bilsem de, benim için artık hiç bir önemi yok.......... 

Aylar önce sevdamı yüreğime yükleyip geldiğim bu yabancı ülkede, koynunda volkanları taşıyan bir dağ gibi sustum. Suskunluğumu delicesine haykırmak isterken, içime ağuları akıttım ve öylece sustum. Kara bir diken gibi yuttum ve içime yığılıp öğlece kalakaldım. İçimdeki yangını, yüreğimdeki yarayı, gözlerimdeki damlayı sorma. Hasretlere dayayıp başımı, hüzünle geçip giden günlere, gecelere döndüm sırtımı iki gözüm. Yorgun, yetim ve yaralı. Gönlümün duvarına kocaman bir sevda resmi çizdim, bir de ateş yaktım ocağıma dağ gibi.Ki, okyanuslar söndüremez.

İnsanlar, var olalı beri kabullenmiş sevdayı. Herkes kendi sevdasının Mecnunu; kendi hasretinin delisi olmuş. Kendi hikayesini, kendi sevdasını en büyük sanmış ve saymış; büyütmüş yüreğinde dağ dağ. Sabır sabır beyninin gergefine işlemiş. Benim sevdam da benim için dünyanın en büyük, en kutsal sevdası....

Ben ki, sevdanın çöllerinde ayrılıkların en büyük hasretini çektim Leyla ‘mın. Ferhat  oldum dağları deldim. Kerem oldum yaktım kendimi. Pir Sultan oldum asıldım, Nesimi oldum yüzüldüm. Kavuşmak için gönlümü yollara düşürdüm. Horlandım, ezildim, hakaretlere, işkencelere maruz kaldım.

Yüreğimdeki yangını, gözlerimdeki hicranı sorma iki gözüm. Acılarımı kimsesizliğime yükleyip, uzayıp giden yollara düştüm. Yorgun, yetim ve yaralı. Aşık oldum, yaktım kendimi. İçimde bin yangınla çıktım yola. Sevgilime şiirler yazmak, şarkılar bestelemek, türküler yakmak en büyük ibadetimdi. Kavuşmak ise en inanılmaz hayalim.

Bilirim ki aşkın bahçesinden bir gül koklayan, şeyda bülbül olurmuş. Bilirim ki aşkın pınarından bir damla içen, ömrünce sarhoş gezermiş. Bilirim ki kavuşmak olmasa sevdalılar, ağlayı ağlayı kör olurmuş.

Aşk olmasa iki gözüm, içimde biriktirdiğim bu yangın olmasa, dolmasa iliklerime aşkın hasreti, bu yangın yüreğimi sarmasa, avuçlarımı yakmasa bu ateş, akar mı damarlarımdaki kan! Bir gün kavuşmak hayali olmasa, nasıl dayanılır bu yaşama, bu kimsesizliğe, bu gurbete, bu hasrete iki gözüm, nasıl?

Yorum (3) Yorum yaz!

Gece Sancıları‏


Hani birden duygu girdabında bulursunuz kendinizi. Belki bir görüntüyle olmuştur bu. Yahut kulağınıza çalan seslerle. Ve yahut, yaşadığınız bir an'ın size hatırlattıklarıyla. Belki de, durduk yerde düşüncelerinizin sizi götürdüğü anılarınızın canlanmasıyla...

Burun kemiğiniz sızlar önce. Sonra gözleriniz buğulanır ve siz istemeseniz bile, gözyaşlarınız yanaklarınızdan süzülmeye başlar. Kitlenirsiniz tüm seslere. Hiçbirşey duymak istemez ve dudaklarınızı kıpırdatamazsınız hıçkırıklara boğulmamak için. Çünkü o an, ya yalnızsınızdır, ya da hıçkırıklarınızın ne demek olduğunu anlamayacakların arasında...

Yüreğinizde taşıdığınız "sevgi"dir, sizi o duygu girdabına iten. Uzanıp tutunmak istediğiniz sadece bir eldir: sevginizi sunduğunuz insanın eli... O'nun dışında hiç kimse hissettiklerinizi paylaşacak eşdeğerde değil, olamaz da...

"Başımı omzuna yaslayıp, ağlamak," sözü, ilk defa klişe olmaktan çıkıp, hak ettiği anlamı kazanmıştır nezrinizde. Hıçkırıklarınızı duyurmak istediğiniz tek varlık, O'dur. Buna rağmen O'nun, o an yanınızda olmaması, duygularınızı yaşamanıza tek engeldir. Ve koca bir yükün ağırlığından kurtulmak varken, O'nun olmayışıyla, ezilmekten kaçınmanız mümkün değildir. Hele ki, geceyse ve yalnızsanız, sancılara dönüşür sessiz gözyaşlarınız. Dilediğinizce akıtamazsınız acılarınızı yanaklarınızdan. Hıçkırıklara dönüştüğünde bile, sese dökemezsiniz elinizde olmadan. Ağlamayı bile beceremezsiniz O'nsuzluğunuzda. Bu kadar basittir işte, duygularınızı yaşamanız için, sevdiğinizin yanınızda olmasının gereklilik tanımı...

Hani, birden sessizliğin sesi bir bağırtı gibi çarpar kulağınıza. Nedenini kurcalamaya fırsat bulamadan irkilirsiniz. Korkunuzu daha fazla yaşamamak için, varlığınıza eşlik edecek sesler oluşturmaya çalışırsınız. Kiminiz müziğe ihtiyaç duyar; teybe bir kaset koyar veya radyodan hoşlanacağı bir frekans bulmaya çalışır. Kiminiz televizyonu açarak, görüntüyü de ekler seslere. Telefonu olanlarınız, ulaşabilecek insanların listesini dökerek hafızasından, konuşacak birini seçmeye çalışır. Onlara sığınırsınız, kendinize de itiraf edemeden. Bunlara da sahip değilseniz, ulaşabildiğiniz nesnelere dokunursunuz. Kontrolünüz içinde onlardan ses çıkması gevşetir sizi. Bir battaniye de olabilir bu, hoyratça bırakılan bir kitap da...

Geçici de olsa, üzerinizden attığınıza inanırsınız irkintinizi. Onlar da yetmemeye başlar kısa bir süre sonra. Eklemlerinizi kükürdetir, kaslarınızı oynatırsınız bilmeden. Ve geceyse ve yalnızsanız, göğsünüzün orta yerinde bir daralmanın oluştuğunu fark edersiniz. Sesli soluyarak rahatlamaya çalışırsınız; sesli ve derin. Bu biraz da, sessizliğin, size bağırtı gibi gelen sesini bastırma refleksinizdir aynı zamanda. Bunu her yapışınızda, daralmanın şiddetini artırdığını hissedersiniz. Ve tüm bunların nedeninin, aklınıza gelen ilk insanın yokluğu olduğunu derin bir şekilde duyumsamaya başlarsınız. Çünkü, yaşamınıza anlam katandır, O... Çünkü, sevdiğiniz insandır, O... Çünkü, yalnızlığınızı yaşamamanız için, dünyanızdaki tek çözümdür, O...

Bir zaman sonra, yaşadığınız bu duygu yoğunluklarının, sevginin ne demek olduğunu yüreğinize kazıtmadan önce okuduğunuz kitaplarda veya anlatılan yaşanmışlıklarda, "yaşanmasa da olur," türünden yaklaşımlarda bulunduğunuz duygular olarak görmüş olmaktan utanmaya başlarsınız. Anlamışsınızdır ki, karşıtı yaşandıkça, taşıdığınız duygular daha çok belirginleşir. Size ait olanı özel kılmaya başlar. Başkalarından farklı oluşunuz, insan yanınızın zengin duygularını keşfiniz belirler. Ve siz, kavuşmayla ayrılığın, beraberinde taşıdığı onlarca farklı duyguyu, gerçek değerinde yüreğinize oturtmuş olursunuz; sonrası gece sancılarına dönüşse bile.....

 

Yorum (2) Yorum yaz!

.............

Beni mutsuz edemezsin.Basaramazsin bunu.Cünkü ben sana "hayat" dedim sevgili.Öldüremezsin bizi.

Üzemezsin beni.Kendini öldürmeye yeltendikce ben seni "bende" büyütmeye devam edecegim.Sen devam et kendinin katili olmaya.

Sen yüzünü kapattikca umuda ben seni "sende" dogurmaya devam edecegim,inatla, sabirla.Cünkü sen cansin bende..

Yüregine daragaclari kurmakta kendin kadar özgür,ben kadar rehinsin hayata..Durma kanat dudaklarini..Sonra da tuz bas üzerlerine..

Ama basaramayacaksin beni hüzünlere gelin etmeye.Basaramayacaksin cünkü sen bana aitsin ..Öldüremezsin beni ,Üzemezsin sevgili...

Cünkü sen köklerime hayat verdin .Sökemezsin beni senden.Atamazsin icimdeki seni..Simdi devam et kaldigin yerden öldürmeye devam et kendini...

Güya sadece kendini öldüreceksin..Hayir ..hayirr Sen bir kez öperken topragi dudaklarindan ,ben sensizlikte bin kez ölümü prova ederim gözlerimde..

Sana öldükce cogalirim ben,cogaldikca büyürüm sende..

Icinde yeseren "umut" filizlerini köklerinden kopar..Kan revan olsun ellerinden..Yüreginden sizsin karanliklarin...Adressizligini firlat yüzünü ..

Ama benden "seninle" yasadigim hicbir an dan mutsuzum cümlesini duymayi bekleme..Cünkü ben sana "umut " dedim..Yüzünü sök yüzünden ..

Kov mutluluk sözcüklerini limanlarindan ..Mutlu olacaksan,ezik durmaktan övünc duyacaksan devam et ..Icinde biriken tüm savaslara baslamadan yenilgileri kabul et..Ama ben sende yasarken "beni" mutsuz edemeyeceksin..Basaramayacaksin sevgili..Ben yasarken ölmeyeceksin..Kendini öldürmene izin vermeyecegim..

Ben bir masala "kahraman " olmak icin gelmedim..Sana inat gitmeyecegim..Sen "kendinden" uzaklastikca sana "sen" kadar yakinlasacagim...

Sen kendinden vazgectikce ben "sen" olacagim..Hadi dur ölümün besmelesiz safina..Gir kimsizlik sehirlerin küfür kokan sokaklarina..Aydinlik yüzünü vur karanliga..Uykusuzlugunu kemirsin icinde adim miktari mutluluklar ..Sana diyorum sevgili....Öle-mez-sin..

Kendini öldürmene izin veremem..Sendeki "seni" öldürebilirsin lakin sendeki beni öldü-re-mez-sin...Cünkü ben sana "hayat" dedim..Cünkü ben sana "umut"dedim...

Simdi birak icindeki yavan sorgulari,savaslari...Yetmedimi kendini asmalarin? Yetmedimi kendini yerden yere vurmalarin ? Cok fazla sey istemiyorum senden..

Adimin kapladigi yer kadar mutluluklari kendine bagisla ne olur ..Iki dudaginin bosluguna bir kac umut cümlesini birak..Hadi adindan ötesini hiclik bildigim duraklarda ölmeme izin verme..Ilistir beni aynalarindaki gülümseyen yanina ..Bir ucurum boslugu yüregin..Sendelesen de düsme sakin..Düs-me...Düsersen de sol yanima düsür sol yanini ..Bir ölüm sessizligi hüznün ..Üsüsende ölme sakin..Öl-me...Öleceksende beni de götür yaninda..Tek kisilik mezara sigar degilmi yüregimiz...???

 

ismail sarigene

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ak Düştü Saçlarına

Belki ak düştü saçlarına
Belki sevmekten yorgunsun
Sevgiden yoksun
Belki eski bir plakla
Maziye yanıyorsun
Haklısın
Hayat eskisi kadar avans vermiyor
Koşar adım yaşamaktan yorgunsun
Umutların gülmüyor artık yüzüne
Fallarda bile çıkmaz oldu mutluluk
Ömür geçip gidiyor mu ne!
Neresinden yakalasak hayatı, neresinden
Biliyorum
Sende artık boş verdin, bıraktın kendini
Hiç kimse anlamadı seni
Sevemedi olduğun gibi
Denize bırakılmış istiridyedeki inci tanesi
Ve anasından ayrılmış bir çocuk kadar yalnız sın
Oysa..! Ne umutların vardı senin, ne hayallerin
Kimselerin göremediği düşlerin vardı hani
Onları hangi zalim sevgilide bıraktın
Bak! Genç yaşında ak düştü saçlarına
Yorgunsun sevmekten, sevgiden yoksun
Hayli zaman oldu sesini duymayalı
Gizli gizli mektup yazmayalı çok oldu
Kapanmış bir telefonda kaldı yasakların
Ve sevinçlerin
Pişmanlığın zaman zaman
Yarım yamalak yaşanmışlığın
Her şeye rağmen sevmek güzeldi
Güzel di dalıp dalıp gitmek uzaklara
Umut etmek beklemek çok güzeldi
Hiç kimseye güvenmiyorsun artık
Kimseye dönemezsin sırtını
Oysa ne çok dostun vardı senin, ne çok arkadaşın
Gecelerce gezdiğin, sabahladığın
Çare aradığın dertlerine
Hani elli gram leblebiyle iki kişi bir büyüğü devirdiğiniz
Dostun vardı senin arkadaşın
Ve paran vardı paylaştığın
Şimdi gücüne gidiyor aranıp sorulmamak
Bir selam bile gönderenin yok
Hep yollarda gözlerin
Artık bekleme
Herkes yarı yolda koyup ta gitti seni
Çok geç anladın yalan olduğunu sevmelerin
Sevilmenin ise bir talan
Görmek istemedin sırtındaki hançeri
Koynundaki yılanı besledin
Kendini kandırdın hep
İhanetin yağmuruyla ıslandın
Kimse farketmesede erken yaşlandın
Şimdi uzaklarda hüzzam bir şarkıdır
Seni ağlatan yanlızlığın kıyısında
Ve eski fotoraflar
Yazık çok geç artık
Maziye bir bakıver
Neler neler bıraktın
Ak düştü saçlarına
Sevmekten yorgunsun
Sevgiden yoksun
Şimdi eski bir plakla
Geçmişe yanıyorsun
 

Şebnem Kısaparmak

Yorum (6) Yorum yaz!

HAYAT UMUT ETTIGIN KADARDIR

“ Acıya baş göz ettiğin kaç düş(üş)ün kaldı daha “

Gecenin karanlığına bağdaş kurdum. Uykusuzum ve bir o kadar susuz. Acının başkahramanlığına soyun/durul/muş yüreğin kanarken nasıl susarım ki ben. Sus-mu-yorum.Yüreğinin “ ben “ kadar ki boşluğuna düşerken sen, nasıl bayramlık elbiselerimi giyerim ki. Dudaklarımı dudaklarımdan sökmeme izin ver. Bırak kanasın çığlıklarım. Seni iyi bilirim. Sonbaharı giyinir, tüm acıları kefenlersin yüreğine. Oysa oysa senin gözlerin değil miydi baharlarım ? Baharlarım solarken ben nasıl susabilirim ki ? Elimdeki tek yaşama gücüm olan cümlelerimi saklama yastığının gölgelerine. Bırak susmalar yürüsün üzerime. Giydirilsin kefen bedenime. İçindeki yangınların eteğine sirayet ederken su-sa-mam. Bıkmadın mı daha acıyı tek başına kucaklamayı ? Usanmadın mı karanlığın koynunda ağlamaktan ? Dön sevgili. Ayak uçlarının yörüngesini çevir sevdaya. Hazanlar yürüse de üzerine sen hayat denilen ipin ucunu hiç bırakma..Sakın bırakma.

Düşsüzlüğünle suçsuzluğun muhakemesindesin yine. Tarafsızlığını yitirdin artık. Kendini tüketmekte , kendini asmakta o kadar ustasın ki, boynundaki tek bir iz yok. Kendini öldürmeye yeltendiğin yetmedi mi daha? Us`undan vazgeçmek, hayata yenilgini söylemek bu kadar basit olmamalı. Kendine kefen biçmekten vazgeç. Sırtlan hayatı omuzlarına. Bu zamana kadar hayatla nasıl mücadele ettiysen devam et. Boğma kendini, boğdurma yüreğini. Ölümün sadece senin bedeninle kalsa tamam. Seninle ölecek o kadar şey var ki ? Bari kendi için savaşmayacaksın, bari benim için, bari “ bizim “ için savaş. Yok olursan ardından seni takip edecek o kadar büyük ölümler var ki. Bir göç kadar devasa. Sakın kaybolma. Bir tesbihin imame`si düşünce ne hükmü kalır geride kalanların.

Seninle kazandıklarım bu kadar aşikar iken gitme sonsuzluğa..
Düşerim..
Ezilirim..
Sonra ölüme gülümserim..

Biliyorum çıkmaz sokakların, adressiz sorguların içinde çıldırmaktasın. Biraz da yorgun. Düşüncelerin bir uçurum ötesi. Duvar çökecek sanki. Sakın başını kaldırma göğe. Yürüyen bulutları üstüne geliyor zannedeceksin..Bir adım bile atma. Sonrası uçurum sevgili. Beni ve sana ait olanları bırakıp gitme ölüme Gözlerindeki sıcaklığa doyamamışken musalla taşının soğukluğu nerden çıktı sevgili.Ayaz kesse de ellerini, yüzünü esirgeme beni.Kıyma beni. Eğdirme başımı. Ezdirme gülüşlerimi. Ben seninle varoldum. Ya yanında beni götür, ya da beni de öldür.

Senden mucizeler istemiyorum.
Sadece yaşamanı,
Yaşarken beni de yaşatmanı istiyorum.

Ellerini uzat bana.
Sonra da yüzünü hayata çevir.
Ben umudun kıyısında,
Ben hayatın koynunda,
Seni bekliyor olacağım..
Hadi hayatın denilen ipin ucuna sarıl.
Yoksa,
Acıya baş göz ettiğin kaç düş(üş)ün kaldı daha ?
Unutma;
Hayat “ umut ettiğin “ kadardır..

ISMAIL SARIGENE

Yorum (6) Yorum yaz!

FARZET KI

Farzet ki bir rüyaydı tüm yaşanan
Derin değildi birbirimizden uzakta uyunan hiçbir uykumuz
Yüzümüze vurdu sabahın ilk ışığı,
Erken uyandık….

Farzet ki..
Bir bilinmezin sürgünlüğündeymiş iki yürek
O bilinmezin, bildik bir köşesinde denk düşmüş iki çıkmaz sokak
Kapıları kapalı
Perdeleri çekili
Ve tüm çiçekleri solmuş bir balkonun
Buzdan demirlerine saplanmış birkaç parça umuttayız

Farzet ki...
Çocukluğumuzdan kalma bir masaldaymışız
Bir varmış bir yokmuş diye başlayan ama sonu hiç gelmeyen
Leyla ile Mecnunun hikayesinde takılı kalmış aklımız
Bu zamanda halimize bakmadan, bir cesaret  oyunu oynamaya kalkmışız
Farzet ki, roller ağırmış
Mekan uygunsuz,
Zamansa oldukça dar
Hiç alkış almamışiz,
ilk oyunumuzda yerle bir olmuş hayallerimiz,
Yıkılmışız….

Farzet ki,
Olmayacak bir avuntunun kollarında,
Ömrünü tamamlamaya çalışan iki ömürmüşüz
Ha yaşanmış, ha yaşanmamış diyerek kadere karşı gelememiş
Çaresiz boynmuzu bükmüşüz
Ne göz yummuşuz içimizde kıpırdanan o deli sevdaya
Ne görmezlikten gelebilmişiz birbirimizi
Farkına vardığımızda dipten yıkan vurguna rast gelmiş yolumuz
İstemeden ayrılığa kul olmuşuz…..

Farzet ki.
Gittiğimiz en kolay yolmuş tırmandığımız şu yokuş
Ne başı belli ne sonu, öylece kosup durmusuz
aklarımızdaki güç,
Yüreklerimizdeki sevgi dayanacaktı belki ama
Farzet ki,
Yokuş yorulmuş....

Yorum (5) Yorum yaz!

ben.....

Umudumu yitireli hayli zaman geçti yeniden sevebilmek zor
ellerimin arasından kayıp giden sen..
yeniden doğarmısın karanlık sabahlarıma,

aşk..seni tarif edebilmek imkansız mükemmelsin,mekemmelliğin ayrıntılarında gizli..
bir elin mutluluk veriyor,diğer elinse acıyı ve mutluluğu almadan acıyı almak o kadar zor ki..?

kelimelerimi dizdin boğazıma dar ağacında asılı kaldım..kalbime bir kurşunda ben sıkıyım dedim olmadı yapamadım,yapamazdım
EYY...KALBİMİ SARAN MUAMMA BENDE BİR KUŞUNLUK CAN VAR AMMA VURULURSUN DİYE AKLIM ÇIKIYOR

işte tek nedeni bu..!
sen..yeşil cennettim aşk senin ezip geçeceğin kum taneleri değil..
üstüme bastığın yeter,ezip geçtiğin yeter
her an kaybederim korkusuyla hayatımı zindana çevirdiğin yeter..
istediğin bir değil bin çiçekse
istediğin başka bir ten,başka bir bedense..
istediğin ben değilsem eğer
peki..
azat kuşunu yüreğine bıraktım
geçmişi gömeriz en dipsiz kuyulara,sevda şarkılarını yok ederiz..
bir sen birde ben vardık evvel zaman içinde...
masallara devrediriz yitik sevdamızı
bir varmış bir yokmuş oluruz
unutursun...
unutulursun belki...
şimdi. bırakıyorum seni..
gözyaşlarım işkencelerde,kelimeler kifayetsiz
umutlar yitirilmiş..
ne yeni doğacak gün için can kalmış bedende
nede geçmişi unutacak kadar kalpsiz bir yürek

hadi..al git ne varsa
topla yüreğimin kırıklarının
hadi.. bir tekmede sen at savur çamuruma
hadi..hiç yaşanmamış say beni..
hadi..git ne olur göm diri diri beni..

Yorum (7) Yorum yaz!

Bir Çiftin Günlüğü

Kadının Günlüğü :

Bugün üç yıl bitti. Onun karşısına gelinlikle çıktığım günkü kadar mutluyum.

Tanrım, onu ne kadar seviyorum. Mükemmel bir erkek, cazibeli, yakışıklı, anlayışlı, sevecen, her şey var.

Bugün Cumartesi,bıraktım arkadaşlarıyla eğlensin. En sevdiği yemek olan pastırmalı Kurufasulye ile pilav yapıyorum. Pişti, demleniyor. Banyo yaptım, en sevdiği kıyafeti giydim. Yemekten sonra, şöminenin karşısına bir şişe kırmızı şarapla uzanacağız.. Eve geldi sonunda. Beni öpüşü biraz soğuktu, aklı başka yerde sanki. Aman Tanrım, yoksa? Tüm cilvelerime rağmen, bana yanaşmadı. Arkadaşlarıyla ne yaptığını sordum, ağzında birşeyler Geveledi. Yemekte biraz keyfi yerine gelir gibi oldu, ama hala dalgın, hala uzak, hala kabuğuna çekilmiş.

Herhalde ÖTEKİNİ düşünüyor.Benden genç mi acaba? İşyerindeki sarışın pazarlama temsilcisi olmasın?

Şöminenin karşısında şarabımızı yudumlarken, artık dayanamadım "neyin var?" diye sordum. Gülümsedi, zoraki bir gülümseme, acı dolu, uzaklık dolu.. "Yok birşeyim" diye geçiştirdi.

O gürül gürül yanan aşkın bu kadar çabuk biteceğine inanamıyorum, daha dün bana ebediyete kadar benimle olmak istediğini söylüyordu. Bugün aramızda iletişim kopukluğu başladı bile. Belki de kilo alıyorum.

Çok mu vır vır yapıyorum? Elini tuttum. Elimi okşadı,ama eller hissiz, parmak uçları soğuk... Stepe başlasam?

Çocuk istesem? Yalan, yalan, yalan. Kendimi kandırmaktan başka bir şey değil bunlar.

Bitti...Bittti...Bitti. Tanrım, ölmek istiyorum. Kendimi son kez onun kollarına attım. Ağlaya ağlaya uykuya dalmışım.

Erkeğin Günlüğü : Öff be, FENERBAHÇE YİNE yenildi. Ama, kuru fasülye güzeldi...

Yorum (6) Yorum yaz!

YAGMUR

Yağmur yağıyor. Mutfak camındayım. Nasıl üşüdüğümü
bilemezsin. Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne.
Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama…

Şimdi telefon açsam sana, sesini duymak da yetmiyor ki.
Hep aynı cümleler; “Babamlar nasıl, ilacını aldın mı?”
Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde.
Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi. Bazen mutfakta
dalıp giderdin yemek yaparken, tahta kaşıkla
tencerenin başında öylece ne düşünürdün acaba?
Özlemek çok fena anne. Anlamak seni; daha da fena…

Omuzlarım ağrıyarak uyanıyorum sabahları.
Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var.
Gittikçe sana mı benziyorum ben, ya da
“Annenin kaderi kıza” dedikleri doğru mu?
“Baban eskitir her şeyi kızım” demiştin bir kez,
anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim.
Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde.
Şimdi duysan bunları ne üzülürsün; mutsuz mu kızım diye,
çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle. Mutsuz değilim de anne,
yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum.

Evimi topluyor, toz alıyor, patlıcan kızartıyor,
televizyon seyrediyor, akşam çalan kapıyı açıyorum,
açtığımı gören olmuyor.
Pişirdiğim yeniyor da, güzel olmuş denmiyor.
Çay demleniyor, demleniyor, demleniyor…

Kederim mutfağımın her yerine yerleşiyor.
Ah nasıl eskiyor her şey anne, nasıl eskiyor.
Eskilerimi de atmaya kıyamıyorum. Seni çok özlüyorum.
Bana yasakladığın bahçeler, sana da mı uzaktı hep?
Gidemeyişine ağladın mı sende? Ne zaman eskiyor sevgiler?
Ödenen bedellerin acısı geçince mi? İşte böyle,
kalbimde bir acı. Şarkılar seni söyler.

ICLAL AYDIN

Yorum (6) Yorum yaz!

Unutulmazım

Yıllar yılı acı çekmiştin, istemediğin bir ortamdaydın ve sana ters düştüğü halde yanlış şeyler yapmıştın. Acına, yaşam mücadelene ortak olup, yüreğimi yüreğine, ömrümü ömrüne katıp seni mutlu edecektim. Ben senden sadece sana verdiğim sevgiyi kabullenip, bu sevgiyi yaşamanı istemiştim. Yalnız seni istiyordum… Ama o kadar ters davranıyordun ki bana… Çok sevilmek bu kadar kötü müydü? Gerçekten böylesine ağır mıydı ki?

Sevgiye hasretim dediğini düşünüyorum da... Hayatıma bilmediğim anlamlar getirmiştin. Gözüm kapalı hayatımı ortaya koyduğum bir kumar oynamıştım. Ya seni kazanacaktım, ya da kendimden VAZGEÇECEKTİM. Hem seni kaybettim, hem de kendimden VAZGEÇTİM.

Var mıydı böyle kimsesiz darmadağın olmak, biçare kalmak, var mıydı? Keşke beni böyle ödüllendireceğine, hiç ödül vermeseydin. Onca yüreği senin yüreğine feda ettiğim halde, yüreğin kocaman sevdamı alabilecek kadar büyümedi…

Ben de sana büyük bir sevgiyi vermekte diretiyordum. Bu kadar direttiğim için beni bağışla…

Beni kırgınlıklarla, çelişkilerle, cevabı sende olan bir sürü soruyla ve bitmek tükenmek bilmeyen "keşke"lerle bıraktın, bana onca acı verdin ama yüreğim düşmanın olamıyor. Her gün alabildiğine yanıyor, istesem de istemesem de seni özlüyor, seni istiyor.

Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı hiç düşünmeden koparıp atardım. Ama artık kendime sözüm geçmiyor.

Başımı ellerimin arasına ne ilk ne de son alışım. İlk acım değil ama en büyükacımsın.

Bir limandayım ve senin bindiğin gemi çoktan uzaklaşıp gitti. Bunu kabullenemiyorum, zoruma gidiyor, canımı acıtıyor.

Sen yüreğimdeki hasret! Yarım kalmışlığım, unutulmazımsın…

Yorum (6) Yorum yaz!